Şair Yolu
Her Şairin Gideceği Yol Şair Yolu…

An Gelir

Temmuz 17th 2010 Türk Şairler

an gelir
paldır küldür yıkılır bulutlar
     gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
          o eski heyecan ölür
an gelir biter muhabbet
     çalgılar susar heves kalmaz
          şatârâbân ölür
 


şarabın gazabından kork
     çünkü fena kırmızıdır
           kan tutar / tutan ölür
sokaklar kuşatılmış
      karakollar taranır
           yağmurda bir militan ölür
 


an gelir
ömrünün hırsızıdır
      her ölen pişman ölür
           hep yanlış anlaşılmıştır
                 hayalleri yasaklanmış
an gelir şimşek yalar
     masmavi dehşetiyle siyaset meydanını
           direkler çatırdar yalnızlıktan
                sehpada pir sultan ölür
 


son umut kırılmıştır
      kaf dağı’nın ardındaki
            ne selam artık ne sabah
                  kimseler bilmez nerdeler
                        namlı masal sevdalıları
evvel zaman içinde
      kalbur saman ölür
kubbelerde uğuldar bâkî
      çeşmelerden akar sinan
           an gelir
                -lâ ilâhe illallah-
                      kanunî süleyman ölür
 


görünmez bir mezarlıktır zaman
     şairler dolaşır saf saf
          tenhalarında şiir söyleyerek
               kim duysa / korkudan ölür
-tahrip gücü yüksek-
      saatli bir bombadır patlar
          an gelir
              attilâ ilhan ölür

Attila İlhan


Yorum alanı kapalıdır.



Toplist25

sevilmektir severken istenilen

ben istemedim aslında

sevmekten başka bir şey

 *                *                  *

aşkı bilirken seni özlemle bekledim

yaşı gözümde sensizliğimle besledim

güneşe hasret karanlıklar gibi

hep gönlümde seni istedim

 *                   *                     *

bir 90′lı yıllar şarkısı gibi

hasretim sana yılların pençesinde

ve bir hüzün yine aşkın perdesinde

 *                     *                       *

koparıp atmak istediğim

Ama hiç başaramadığım

Önceki Yazılar

Açılmış sarmaşık gülleri
kokularıyla baygın
en görkemli saatinde yıldız alacasının
gizli bir yılan gibi yuvalanmış
içimde keder
uzak bir telefonda ağlayan
yağmurlu genç kadın
 
rüzgâr
uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
mor kıvılcımlar geçiyor
dağınık yalnızlığımdan
onu çok arıyorum onu çok arıyorum
heryerinde vücudumun
ağır yanık sızıları
bir yerlere yıldırım düşüyorum
ayrılığımızı hissettiğim an
demirler eriyor hırsımdan
 
ay ışığına batmış
karabiber ağaçları
gümüş tozu
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar
yaseminler unutulmuş
tedirgin gülümser
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
çünkü ayrılık [...]

Sonraki Yazılar











Reklam
*****************************************
Facebook Sayfamız

porno-porno-porno-porno-porno-porno-porno-porno